Genel

Kültürler Mozaiği Ortaköy

Ortaköy, adı köy olmakla birlikte birden fazla mahalleyi içinde barındıran hayli yüksek nüfuslu ve karma bir yerleşim.

Sıklıkla, birden fazla dini cemaatin uyumlu şekilde bir arada yaşadığı, ibadethanelerin birbirine komşu olduğu yerlere örnek gösteriliyor. Bu haliyle İstanbul’un bir minyatürü gibi. Sinagog’un girişleri caddeden geçerken daha iyi seziliyor. Ama denizden fark edilmeleri biraz zor. Cadde üzerinde kilisenin en dikkat çeken unsuru metal çan kulesi. Tarihi Sinagog ise tümüyle yanmış ve tekrar yapılmış.
Hemen bir ara sokakta “Las dizioço” adıyla anılan Akaretler Ortaköy’ün Yahudi mirasını temsil ediyor.İstanbul’un sıraevler geleneğinin çok az örneği bulunmakta. En görkemlileri olan Akaretlerden bahsetmiştik. Elmadağ Caddesi üzerindeki Katolik Ermeni Surp Agop vakfının evleri de mutlaka bahse değer. Ortaköy’deki bu örneklerin de homojenliğini gösterecek şekilde bakımlı tutulması kültürel mirasa dikkat çekmek için güzel bir atılım olacaktır.

Sahilde gözleri alan Büyük Mecidiye Camii diğer tüm yapılardan daha çok öne çıkıyor. Mimar Sinan’ın eseri olan Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’den hareketle süren bir kurgu üzerinde XIX.yüzyıl ortasının çok etkili bir çeşitlemesi olarak nitelendirebileceğimiz bu yapı, bir yarım küreyi taşıyan küp bileşimine olağanüstü bir görsel hareket kazandırabilmiş.Dikkatle bakıldığında ibadet işlevi için hayli sınırlı mekan ayrıldığı, iki katlı hünkar kasrının caminin kendisinden çok daha geniş alana yayıldığı dikkati çekiyor. Camiyi Osmanlı’nın bir “Barok mücevheri” olarak tanımlamak yanlış olmaz. Ortaköy camii büyük pencerelerin bulunduğu deniz cephelerinde duvarların içbükey olarak inşa edilmesi ve kıvrımlı hatlar taşıyan taş işçiliği camiyi Barok’un ,daha doğrusu neo-barok’un en hareketli, en ifadeli temsilcilerinden biri yapıyor. Caminin hemen arkasında, deniz yoluyla geçerken görülemeyen bir zarif çeşme bulunuyor. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa çeşmesi.Bu çevrenin, geçmişi en eskiye dayanan eserlerinden bir tanesi; o yüzden uğramaya değiyor.

Sahili takip ederken camiden sonra Esma Sultan Yalısı görülüyor. Yalılığı kalmış demeye pek olanak yok. Denizle arasında aynı anda yüzlerce kişinin çay kahve ve benzeri ihtiyaçlarını karşılayabildikleri işletmeler oluşmuş. Bu alan aynı zamanda Ortaköy deresinin denize döküldüğü yer. Bugün derenin algılanması zor da olsa en azından Dereboyu Caddesi’nin ismi sayesinde hafızalardan tümüyle çıkmış değil. Dere boyunca da hayli geniş mahalleler uzanıyor. Surp Kirkor Lusavoriç Katolik Ermeni Kilisesi de bu cadde üzerinde. Dönemin diğer birçok kilisesi gibi kubbesiz, gösterişsiz bir yapı.Ara sokaklardan bir diğerinde ise Ortaköy’ün çok kültürlülüğünü bir kez daha vurgulayan Bulgar Ekzarhane binası var. Bugün artık Bulgar Ortadoks cemaatinin elinden çıkmış durumda; öğrenci yurdu olarak kullanılıyor.
Kaldığımız yerden yine sahile döndüğümüzde, Esma Sultan’dan sonra bir grup bitişik nizam dar cepheli yalı sıralanıyor. Bunlardan ilk üç tanesi kapamlı olarak yenilendi ve tek bir bünyede otel olarak hizmete alındı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *